Engin Sustam “Rıza ve Şiddetin Eşiğinde Savaş Siyaseti ve Post-Totaliter Egemenlik”

CS_SINIR_D-03

2015-2016 Akademik yılının ilk semineri olan 30 Eylül 2015 konuğumuz Engin Sustam’ın tanıtım metninden:

“Şiddeti ve savaş siyasetini son zamanlarda tırmanan ve Ortadoğu’da DAİŞ’in sahneye girmesiyle başka bir boyuta varan haliyle, devlet dışı ve devletsel boyutta nasıl okuyacağız? Bu bağlamda son zamanlarda Varto, Silopi, Cizre’de ilan edilen ‘özyönetim’ deneyimlerinden sonra tırmanan post-totaliter tahakkümün boyutu, bizi acaba biyopolitik bir egemenliğin yeni sahnesine mi götürüyor? 1990’lara dönüşten daha çok, yeni bir egemenliğin hali gibi görünen zor rejim pratiği dahilinde ele alınan bu yeni şiddet kültürü; karşıtı olan karşı-şiddeti de örgütlüyor. Bir yandan direnişin izinde giden, devletin ve patriarkal şiddetin rızasına karşı esamesi okunmayanların isyan dinamiği gibi görünen; diğer yandan devletsel güç odaklarının savaş siyasetine cevaben gelişen karşı-şiddet hareketinin ontolojik boyutu, bizi nereye ve hangi analizleri kullanmaya götürüyor? Kutsallaştırılmış beden ve şehitlik siyasetinin aynı zamanda bir egemenlik ve düzenleme siyaseti olduğunu da düşünürsek; şiddet hem sembolik ve fiziksel, hem de kutsallaştırılmış haliyle bir iktidar aygıtı değil, tersine bir toplumsal düzenleme pratiği olarak duruyor. Bu durumda şiddeti, savaşla ve yönetimsellikle nasıl okuyacağız? 

Ortadoğu’da, Türkiye’de şiddete yönelen muktedir dilin yarattığı bu tahakküm siyaseti sadece bir devlet pratiği değil, aynı zamanda ulusçuluğun dışında seyir eden radikal islamın da ihtivası olarak okunabilir. Ama unutmamalıyız ki Irak savaşlarının mezhepsel ve şiddetsel sonuçları, ilhak politikaları Suriye’de geliştirilen İslam Devleti’nin kurumsal şiddet görüntüleri, kadın bedeni üzerine geliştirilen patriarkal sömürgecilik geleneği bugün öne çıkan şiddet pratiğinin sadece bazıları olarak bütün bir toplumsal bagajın içine yerleşiyorlar. 

Mağduriyetin işlendiği güvenlik ve biyoiktidar ile el ele veren bu yeni kamusal  hegemonya fikirlerini düzenlerken, kutsallaştırılmış mağdurdan yeni siyasal formların da ortaya çıkmasını sağlayan belirli ‘küresel apartheid’ biçimlerinin oluşmasına yardım etmektedir. Savaşın dili küresel alanda tebaanın yeniden denetlenmesine ve üretilmesine yardım eden uluş-aşırı mahkumiyeti ve sıradanlaşmayı görünür kılarken; aynı zamanda devletin bedenine nüfuz eden nefret ve düşmanlaştırma söyleminin birebir biyopolitik yönetimselliğin uyguladığı şiddetin genel hafızası olduğunu söyleyeceğiz.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir